26 Şubat 2015 Perşembe

CUMA HUTBESİ

               ÖLÜM VE ÖTESİ
   

Kardeşlerim!
Okuduğum ayet-i kerimede Yüce Rabbimiz şöyle buyuruyor: “Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız. Oku kitabını, bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter’ denilecektir.”
Okuduğum hadis-i şerifte ise Peygamberimiz (s.a.s) şöyle buyuruyor: “Kıyamet gününde insanoğlu şu beş şeyden hesaba çekilmedikçe Rabbinin huzurundan bir yere kımıldayamaz: Ömrünü nerede ve nasıl tükettiğinden, gençliğini ne şekilde yıprattığından, malını/servetini nereden kazanıp nerelere harcadığından, bildiği ile amel edip etmediğinden.”
Kardeşlerim!
Hayatta hep yüz yüze olduğumuz hâlde bir türlü idrakine varamadığımız bir gerçek vardırÖlüm ve ötesi. Oysa Peygamberimiz (s.a.sbir hadislerinde,“Ağız tadını kaçıran, lezzetleri yok eden ölümü çokça hatırlayın.”buyuruyor.
Şöyle geriye dönüp baktığımızda görüyoruz ki zengin-fakir, genç-yaşlı, iyi-kötü, zalim-mazlum nice insanlar bu dünyadan gelip geçtiler. Birçoğunun yerinden yurdundan eser bile kalmadı. Her geçen gün bir sevdiğimiz bizi bırakıp gidiyor. Biz de bir gün sevdiklerimizi bırakıp gitmek için her an gelmesi muhtemel ecelimizi bekliyoruz. Şurası bir gerçektir ki bugüne kadar ölümden yakasını kurtaran hiçbir insan yoktur. Her geçen gün yıpranan bedene, ağaran saça dur demek mümkün değildir. İstesek de istemesek de doğumla geldiğimiz bu dünyadan ölümle ayrılıp gideceğiz. Bu gerçeği Yüce Rabbimiz bizlere şöyle bildiriyor: Nerede olursanız olun, sağlam ve güçlendirilmiş kaleler içinde bulunsanız bile ölüm size ulaşacaktır.” “Her canlı ölümü tadacaktır.”
Kardeşlerim!
İmanın altı esasından biri de ahirete inanmaktır. Ahiret yurdu, bu dünyada yaptıklarımızın karşılığını bulacağımız, hâlimize göre mükâfat ya da azap göreceğimiz yerdir. Öyle ki artık dünyaya geri dönüş yok; herkes bu dünyadaki amelinin karşılığını eksiksiz görecektir. Kimseye haksızlık da yapılmayacaktır. Yüce Allah bu hakikati şöyle dile getirmektedirHer kim zerre ağırlığınca bir hayır işlerse onun mükâfatını görecektir. Kim de zerre ağırlığınca kötülük işlerse onun cezasını görecektir.
Hesap gününde hiçbir şeye itiraz etme hakkımız olmayacaktır. Zira karşımıza çıkan kendi işlediklerimizden başkası değildir. Yüce Rabbimiz bu konuda şöyle buyuruyor: “Artık kitap (amel defteri) ortaya konmuştur; suçluların, onda yazılı olanlardan korkuya kapılmış olarak, ‘Vay halimize! Bu nasıl kitapmış! Küçük-büyük hiçbir şey bırakmaksızın hepsini sayıp dökmüş!’ dediklerini görürsün. Böylece yaptıklarını karşılarında bulmuşlardır. Rabbin hiç kimseye haksızlık etmez.”
O günün manzarasını yine Yüce Yaratıcının kelâmından dinleyelim:Kişinin kardeşinden, anasından, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçacağı gün kulakları sağır edercesine şiddetli ses geldiği vakit, işte o gün herkesin kendini meşgul edecek bir işi vardır. O gün birtakım yüzler vardır ki pırıl pırıl parlar, güler sevinirler. O gün nice yüzler de vardır ki toz toprak içindedir. Onları bir siyahlık bürür. İşte onlar kâfirlerdir, günaha dalanlardır.
Kardeşlerim!
İnsan, tabiatı gereği dünyaya düşkündür, âhireti ise hatırından uzaklaştırma eğilimindedir. İnsanoğlunun ölümden hoşlanmamasının, ondan ürkmesinin en önemli sebebi, dünyaya olan aşırı tamah, ölümün ve âhiretin unutulup hazırlık yapılmaması, günah ve isyan karanlığında hakikat ışığının görülememesidir. Oysa Allah Rasûlü (s.a.s)’nün uyarısı çok ağırdır: “…(Gaflete) dalan, gülüp oynayan, kabirleri ve toprak altında çürümeyi unutan kul ne bedbahttır! Azan, haddi aşan, nereden geldiğini ve nereye gittiğini unutan kul ne bedbahttır!”
Kardeşlerim!
Hiç düşündük mü? Neden dünyamızda kötülükler, zulümler, haksızlıklar, katliamlar, savaşlar, cinayetler, öldürmeler, suçlar bir türlü sona ermiyor? Neden hırsızlık, arsızlık, edepsizlik, fuhuş, zina, taciz, uyuşturucu, alkol, kumar hiç azalmıyor? Neden yalan, dolan, gıybet, iftira hiç eksik olmuyor? Neden insanlar tabiata, çevreye ve diğer canlılara sürekli zarar veriyor? Neden insanlardaki daha çok kazanma, daha çok tüketme, daha çok sömürme, daha çok eğlenme hırs ve tutkusu, ikiyüzlülük, bencillik, haset, intikamkin ve öfke bir türlü sonaermiyor? 
Bu soruların birçok cevabı yanında çok önemli bir cevabı var: Ölüm, ahiret ve hesap çoğu zaman aklımıza gelmiyor. Ölmeyecekmiş gibi yaşamaya devam ettiğimiz anlar oluyor. Unutmayalım ki günah ve haramlardan uzaklaşıp sevaplara, hayırlara ve iyiliklere yönelmek için ölümü, ahireti ve hesabı daima hatırda tutmak gerekiyor.
Kardeşlerim,
Dünya pazarında hiçbir şey karşılıksız verilmezken, ebedî âlemde vaat edilen nimetler çalışmadan, hazırlanmadan kazanılır mı? Mademki ölüm var, ahiret var, hesap var, mizan var, sırat var, cennet var, cehennem var; öyleyse ölüme, ahirete ve hesaba hazır olalım! Hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekelim!

11 Şubat 2015 Çarşamba

NAMAZ





        İslam'ın beş temel esasından biri olan beş vakit namaz, büluğ çağına gelmiş akıl sahibi her müslümana farzdır.
        Namazı '' Gözümün Nuru '' diye niteleyen Peygamberimiz, '' Allah'ın en çok sevdiği amel hangisidir? '' sorusunu, '' Vaktinde kılınan namaz '' diye cevaplamıştır.
        Namaz, Allah'ı zikirdir. Zira Kur'an da '' Beni anmak için namaz kıl. '' buyrulur. Kur'an da salih Mü'minler ise ; '' Namazı dosdoğru kılanlar '' olarak tanımlanmaktadır. '' İman eden kullarına söyle, namazı dosdoğru kılsınlar '' ayetinde de namaz, imanın bir göstergesi sayılır. Ankebut süresi 45. ayetinde; 
اتْلُ مَا أُوحِيَ إِلَيْكَ مِنَ الْكِتَابِ وَأَقِمِ الصَّلَاةَ إِنَّ الصَّلَاةَ تَنْهَى عَنِ الْفَحْشَاء وَالْمُنكَرِ وَلَذِكْرُ اللَّهِ أَكْبَرُ وَاللَّهُ يَعْلَمُ مَا تَصْنَعُونَ

     '' Kitap'tan sana vahyolunanı oku; namaz kıl; muhakkak ki namaz hayasızlıktan ve fenalıktan alıkor; Allah'ı anmak en büyük şeydir! Allah Yaptıklarınızı bilir. '' buyrulan bu ibadet, '' CENNETİN ANAHTARI '' dır.
       Geçmiş ve gelecek bütün günahları bağışlanmış olan Peygamber Efendimizin bazı zamanlar ayakları şişecek kadar namaz kıldığı olurdu. Bunun sebebini soran Aişe annemize Hz. Peygamber; '' Şükreden bir kul olamayayım mı? '' diye cevap vermiştir. Demek ki namaz aynı zamanda insanın Allah'ın verdiği sayısız  nimetlere karşı şükrünü ifade biçimidir.



          GÜNÜN DUASI: '' Allah'ım sana teslim olan bir kalp, doğru sözlü bir dil ve dosdoğru bir ahlak istiyorum. ''

9 Şubat 2015 Pazartesi

ŞİRK



      Allah'a (cc) ortak koşmak anlamında kullanılan şirkin riya, nifak, Allah'tan başkası adına yemin etmek, herhangi bir şeyi uğursuz saymak gibi bazı anlamları kapsadığı kabul edilir. Kur'an da şirk özellikleri puta tapmak, cinlere ortak koşmak, Allah'a oğul ve kız isnat etmek, putların isimlerini çocuklarına ad olarak vermek, putların şefaatçi olduğuna inanmak şeklinde belirtilmiştir. Müşriklerin vasıfları ise putlardan yardım beklemek, Allah'ı ve ayetlerini yalanlamak, Peygamber'e (s.a.s) ve meleklere düşman olmak , ahireti inkar etmek, haksız yere mal gasp etmek, ahde vefa göstermemek, hakka kulak tıkamak, yalan söylemek, zulüm yapmak şeklinde sayılmaktadır. Kur'an şirk ehline istiğfarda bulunmayı yasaklar ve onların amellerinin kendilerine hiç bir fayda sağlamayacağını bildirir. Peygamberimizin (s.a.s) biat esnasında sahabilerine,  '' Allah'a hiçbir şeyi ortak koşmamak '' şartını ileri sürmüştür.


إِنَّ اللّهَ لاَ يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَلِكَ لِمَن يَشَاء وَمَن يُشْرِكْ بِاللّهِ فَقَدِ افْتَرَى إِثْمًا عَظِيمًا
'' Allah kendisine ortak koşmayı elbette bağışlamaz, bundan başkasını dilediğine bağışlar. Allah'a ortak koşan kimse, şüphesiz büyük bir günahla iftira etmiş olur. ''


       GÜNÜN DUASI: '' Rabbimiz! Bize katından rahmet gönder ve bize içinde bulunduğumuz durumdan bir çıkış yolu göster! ''